iSLAMcicegi.com
AnaSayfaAYETHADiSDUAHiKAYEBiYOGRAFiViDEOZiyaretci defteriiletisim
Gunun AYETi

Şüphesiz ALLAH, göklerin ve yerin görülmeyen esrarını bilir.

Allah yaptıklarınızı görür.

HUCURAT-18

Gunun HADiS-i SERiFi

Namaz dinin diregidir.

Kim namaz kılarsa, dinini korumus olur.

Her kim namazı terk ederse, dinini yıkmıs olur.

Gunun DUASI

ALLAH’ım lütfet ki gittiğimiz her yere barış götürelim; bölücü değil, bağdaştırıcı, birleştirici olabilelim.

Nefret olan yere sevgi, yaralanma olana yere affedicilik, kuşku olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık ve üzüntü olana yere sevinç saçıcı olmayı bize lütfet Ya RABBi.

Haftanin ViDEOSU

Haftanin HiKAYESi
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

-Sorun!
buyurdu.

İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.

Sormaya başladı:

-Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.

Şems-i Tebrîzî hazretleri;

-Öbür sorunu da sor!
buyurdu.

O;

-Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?
dedi.

Şems-i Tebrîzî;

-Peki öbürünü de sor!
buyurdu.

O;

-Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!
dedi.

Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.

Ve;

-Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu.
dedi.

Şems-i Tebrîzî;

-Ben de sâdece cevap verdim.
buyurdu.

Kadı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:

- Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.

O kimse şaşırarak;

- Ağrıyor ama gösteremem
, dedi.

Şems-i Tebrîzî;

- İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez. Yine bana, 'şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini' sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana;'Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz.' dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?'
buyurdu.
Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.

Haftanin BiYOGRAFiSi

MEVLANA

 Mevlana

Mevlânâ bugünkü Afganistan'da bulunan Belh'te doğmuştur.

Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harzemşahlar hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.

Babası, Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur.

Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O'na hizmet etmiştir.